Dersim ve Alevilik-13- Dersim Alevileri ve Bektaşilik Arasındaki İlişkiler.
Daha önce Alevilik-Bektaşilik ve Tarikatlar adlı yazı dizimizde bu konuya deginmiştim. Ancak yaptığım geniş araştırmalar sonucunda, konuya daha fazla deginmek gerektigi kanısındayım. Özellikle Dersim Alevi Kürt Ocakları ile Bektaşi Tekkeleri arasındaki ilişkileri incelemek ve degerlendirmek gerekiyor. Bektaşilik denilen alevi tarikatının, kızılbaş Kürt aleviligi ile ne kadar ikişkisi vardır? Bektaşilik gerçekten alevilik midi? Bunu açığa çikarmak gerekiyor.
Bektaşilik tanım olarak, H. Bektaşi Veliye dayandırılarak kurulan ve onun adından yola çikilarak yayılan bir alevi örgütlenmesidir. Veya buna bir nevi alevi tarikatı da diyebiliriz. Aleviligi ve Bektaşiligi birbirinden ayrı ele almak, tarihsel ve sosyolojik açıdan mümkün olmadığı gibi, alevilik ve Bektaşilik kavramları çogu zaman Anadolu’da birbirinin yerine kullanılmaktadır. Alevilik ve Bektaşilik ahlak ve inanç esasları ve sosyal yaşam tarzı bakımından önemli olmayan farklılıklar dışında aynıdırlar.
Tarihsel olarak en temel farklılık, Anadolu aleviliginde Bektaşilik, Ahilik vb. tarikatlarda Tekke aleviligi etkin ve esastır. Kürdistan aleviliginde ise Ocak aleviligi esastır. Bektaşilik çikis itibarı ile gıdasını ve sosyal yaşam tarzını Kürdistan aleviliginden alır. Bütün Bektaşi Babaları ve liderleri önce Kürdistan’a uğramış ve orada kalarak aleviligi benimsemiştir. Özellikle Horasan üzerinden Moğol, Timur vb. barbarlık, talan ve yağmadan kaçarak Kürdistan’a ve oradan da Dersim’e gelip sığınan Bektaşi Babaları, Dersim aleviligini kendi kültürel birikimiyle yoğurarak, bilahare Anadolu’da Bektaşilik, Ahilik vb. tarikatları oluşturarak yaymaya çalismislardir.
Ancak Sunni-İslam Osmanlı Devletinin kuruluşunda rol alan ve daha sonra Osmanlıcılığın Balkanlarda ve Avrupa’da genişlemesinde etkin faaliyet gösteren ve bir katalizatör görevini yapan Bektaşilik ve diger alevi tarikatları zamanla Osmanlının denetimine girerek Sunnileşme içine girmişlerdir. 1501 yılında dönme ve devşirme bir Bulgare (Balkan) çoçugu olan sahte Pir Balım Sultan’ın Osmanlı yönetimi tarafından H. Bektaş postnişinine oturtulması ile beraber, Bektaşilik giderek özünü kaybetmeye başlamış ve bugün gelinen aşamada neredeyse tamamıyla islamize edilmiştir.
Bu konuda yazar Erdal Gezik “ Alevi Kürtler” adlı eserinde iyi tespitlerde bulunmaktadır. Ayrıca yeterli başka kaynaklarda mevcuttur. Benim iddiama ve araştırmalarıma göre Kürt aleviliginin kökenleri, Türklerin Anadolu’ya gelmeden çok önce var olduğunu göstermektedir. Gerek Avrupalı ve gerekse de Amerikalı misyoner ve araştırmacıların yazdığı kaynaklarda da, Kürt aleviliginin kökenleri 6-7 yüzyıllara dayanmaktadır. Yani Bektaşilik denilen alevi tarikatı, Kürt aleviliginden esinlenerek ortaya çikmistir.
Yazar Erdal Gezik H. Bektaş Veli’nin Vilayetname adlı eserinde, Kürdistan bölgesinde kaldığı ve oradan geçtigi belirtilir. Ama Kürdistan’nın hangi bölgesinde kaldığı belli degil. H. Bektaş’dan daha evel Kürdistan’da faaliyet gösteren Karadonlu Can Baba, Seyid Mahmut Kayrani ve Hace Kureyş’inde aynı kişiler olduğu varsayımı vardır. Sarı Saltuk, Hace Bektaş’la aynı dönemde yaşamış olup, Balkanlarda fetihlere katıldığı söylenmektedir. O tarihte Anadolu’ya egemen olan güç ise Selçuklulardır.
Karadonlu Can Baba Akşehir erenlerindendir. Vilayetnamede Moğol Ordusunun 1250’li yıllarda Erzincan’a geldigi belirtilmektedir. Moğol Ordusu girdigi her yeri yakıp yıkmaktadır. Karadonlu Can Baba Moğol Hanı Kawus Han’a haber vererek, kendisinin islamiyeti kabul etmedikçe Rum ülkesine giremeyecegini belirtir. Karadonlu Can Baba, Moğol Hanına üç keramet gösterir. Birincisi, üç gün boyunca bir kazanda kaynatılır, ikincisinde üç gün ateşte kalır ve kendisine bir şey olmaz. Üçüncüsü, kendisine bir kadeh Ağu ( zehir ) içirilir ve yine Karadonlu Can Babaya bir şey olmaz.
Moğol Hanı Kawus Han, Onun kerametine ve büyüklügüne inanır ve müslümanlığı kabul ederek Rum ülkesine yerleşmeyi kabul eder. Yani koca Moğol Ordusu yağmayı ve talanı bırakarak dağılır. Can Babanın ağu (zehir) içmesinden dolayı, kendisinin bilahare kurmuş olduğu Ocağa Ağuçanlar Ocağı denilmektedir. Olayın geçtigi varsayılan yer ise Erzincan, yani Kürdistan’dır.
Şimdi bilimsel olarak böyle bir olayın gerçeklik payı var mıdır? Hayır! Tamamen yalan ve hayali bir senaryoya dayalı bir hikayedir. Tarihi iyi okursak, Moğollar ilk kez Kürdistan’ı geçip Rum ülkesine geldikleri zaman, Moğol Kralı Cengiz Han’dır. Cengiz Han bizzat emir vererek, her bir müslüman kellesi karşilığında 40 altın teklif etmiştir. Cengiz Han orduları Anadolu ve Balkanları kasıp kavurarak Roma önlerine kadar gelirler. Hayali senaryoda anlatılan siyah donlu Can Babanın orada olup olmadığı meçhuldur. Olsa bile, onun gücü ve kişiligi güçlü, yağmacı ve talancı Moğol Ordusunu durduramaz ve bunu tartışmak dahi komiktir. Dolayısıyla sahte bir senaryo ile oluşturulan bir çok ocaklar ve Pirler mevcuttur. Ağuçan ocağı bugün işbirlikçi ve ihanetçi Doğanların sayesinde devletin yedek gücü olmaya devam ediyor.
H. Bektaş’ın Vilayetname adlı eserinde, ( ona ait olup olmadığı, ayrıca tartışılmaktadır) Mahmut Kayrani elinde yılan, aslana binmiş şekliyle H. Bektaş tarafından karşilanır. Dersim’deki Kureyş ve Bamasor Ocaklarında anlatılanlarla aynı bir senaryoyu çagrismaktadir. Dersim versiyonunda Bamasor, duvar üstünde oturan ve onu yürütendir. Elindeki yılan ile aslan üzerinde gelen kişi ise Kureyş’tir. H. Bektaş ile ilişkileri olduğu söylenen Derviş Cemal ise, Anadolu erenlerinden Cemal Seyid’in kendisi olduğu söylenmektedir. Derviş Cemal’ler Şéx Hasan aşiretlerine pirlik yapmaktadırlar. Bu Ocağın 1938 Dersim katliamına kadar Bektaşi tekkesi ile bir ilişkisi saptanamamıştır.
1501 yılında bir Bulgar (Balkan) devşirmesi olan Balım Sultan dönemi Alevilik-Bektaşilik bazında dinsel bağların tamamen ortadan kalktığını görebiliyoruz. Bektaşilikte reform adı altında, alevilik ve Bektaşilik yozlaştırılarak islamize edilmiştir. Dolayısıyla Bektaşilik ve H. Bektaş tekkesi Osmanlı devletinin hizmetine sokulmuştur. Balım Sultan’ın Dersim’de hiç tanınmaması, alevilik ve Bektaşilik arasındaki uzaklığın boyutunu göstermektedir.
Bektaşiler devlet denetimine ve hizmetine girdikten sonra Kürt aleviligini Osmanlıya peşkeş çektirmek için yoğun bir faaliyete girmişlerdir. Bektaşilik iç Dersim bölgesi dışındaki sınır bölgelerinde, Bektaşilere ait Türkçe ayinlerin kullanılmasını sağladılar. Buna rağmen bu bölgelerde geniş bir Bektaşi ağından söz edemiyoruz. Sadace Malatya’daki Ağuçanlar Bektaşilige bağlandılar. Ağuçanlar sahte bir secereyle, kendilerini Zeynel Bin Abidin’e bağlarlar vede kendilerini H. Bektaş’tan daha üstün görürler. Birinci dünya savaşinda Bektaşi dedesi Cemalettin Efendi Dersim’e gelerek İttihat ve Terakki yönetimine asker ve yardım ister. Dersimliler buna kızarlar ve kendisini redederler. Bu yüzden Cemalettin Efendi Dersim’i terk etmek zorunda kalır.
Vilayetname’de H. Bektaş ve çevresindeki Babaların esas hedeflerinden birisi de, Türkmenleri, Anadolu’ya bilahare yerleşen Moğol artıkları ve Hıristiyanları müslümanlaştırmak olduğu sık sık vurgulanmaktadır. Yani Bektaşi yayılmacılığı aslında bir “kolonizatörlük” deyimiyle açıklanabilinir. Ancak bazı araştırmacı ve yazarlara göre, Vilayetname’nin H. Bektaş Veli’ye ait olmadığı iddia edilmektedir. Zira yaşamı boyunca islamiyetten kaçan ve saklanan H. Bektaş’ın islamla ne kadar ilişkisi olduğu soru işaretidir. 1240 yılında Selçuklulara karşi başkaldıran Baba İshak ayaklanmasında, Bektaş’ın kardeşi Menteş aktif destek vermiştir ve ayaklanma sonunda Selçuklular tarafından katledilmiştir. Ayrıca birçok yazar ve araştırmacıya göre Bektaş, Baba İshak ayaklanmasında kurtulmuş ve ölümüne kadar Kırşehir bölgesinde gizli yaşamak zorunda kalmıştır.
Dersimli Kürt alevillerinin yayılmacı bir özeligi görülmemektedir. Herbirinin çevresinde kalabalık aşiretler topluluğu olan Ocaklar, örgütsel yapısı deşifre edilmemiş karmaşik bir yapı kurmuşlardır. Sosyal Sistem, her ocak ve her Seyid ailesinin aşiretler ile kurduğu pir-mürşid merkezli Talip ilişkisine dayanmaktadır. Seyidlerin hiç birisinin digerinden üstün sayılmaması gerektigi ilkesi vardır. Ocak ve Seyidlik halkası bir piramit gibi Derviş Cemal ile başlayıp, Sarı Saltuk, Kureyş, Bamasor la devam edip, Ağuçanlar ile bitmektedir.
Bektaşiler tarafından kurulan tekkeler 1938 yılına kadar Kürt alevileri tarafından kullanılmamışlardır. Türkmenlerin yarı-göçebe toplum oluşu, gezginci ve sözlü aktarmaya dayanan karekteri olmuştur. Dersim’deki Kürt alevilerinin Pir-Talip yapısı, pirlerin taliplerine yılda bir yaptıkları gezi ve cem ayini oluşmaktaydı. Pirler bu ziyaretlerinde toplumda var olan sorunlara getirdikleri çözümlerle, toplumsal huzuru sağlamaktaydılar. Görevleri karşilığında ise Çiralik denilen maddi destek alırlardı. Bu Maddi destek daha çok mal ve hayvan olarak pirlere verilmektedir.
Dersim’deki Seyidlerin çiralik dışında, kendi topraklarında yarı-köylü olarak, üretimle geçimini yapmaktadılar. Bektaşi tekkelerinin bir amacıda çevredeki Heterodoks Türkmen ve Hıristiyan yerli nüfusu kendisine bağlamaktır. Bektaşilerde Balım Sultan sonrası ikiye bölünme vardır. 1- Yol evladı olarak bilinen Babaganlar daha çok Rumeli’deki ve Trakya’daki dönme ve devşirme alevilerdir. Babaganlar kendi merkezlerini Arnavutluk olarak kabul etmekle beraber, H. Bektaş tekkesine olan saygınlıklarını ve bağlılıklarını da inkar etmezler. 2- Bel evlatları olarak Bektaşiligi temsil eden Çelebiler, kendilerinin H. Bektaş’a bağlarlar ve halifeligin sadece Bektaşilere ait olduğunu iddia edeler. H. Bektaş tekkesi bunların siyasal ve sosyal merkezidir.
Yazar Erdal Gezik Alevi Kürtler adlı eserinde Bektaşiler ile Osmanlılar arasındaki ilişkileri 14. yüzyıla kadar götürmektedir. “Henüz Sunni bir karekter almamış bu beyligin savaşçi Türkmen aşiretlerine ve Babalarla iyi geçinmesi olduğu gibi, Osmanlı içinde yer arama ve yayılma çabasi vardır. Abdal Musa, Geyikli Baba vb. Babalar bizzat Sultan Orhan ile fetihlere katılırlar. Yavuz Sultan dönemine kadar Osmanlılarla-Bektaşiler arasında sıcak bir ilişki mevcuttur.” Abdal Musa’nın Osmanlı askerleriyle fetihlere katılması Dersimlilerce bilinmekteydi. Abdal Musa üzerine alaycı degişik fıkralar anlatılmaktadır. Dersimliler kendi bölgelerindeki kutsal ziyaretlerinin, bu tür kişiliklerden koruduğuna inanmaktadırlar.
Genel olarak Bektaşilik-Osmanlı ilişkileri dönüm noktası olarak Balım Sultan zamanında başladığı bilinmektedir. Ancak Selçuklu döneminden başlayarak, Osmanlının kuruluş aşamasında giderek hız kazanmıştır. Selçuklu devleti birçok sahte alevi pirine sahte secereler vererek, alevi ve Bektaşilerı kendisine bağlamaya çaba göstermiştir. Bazılarının iddia ettigi gibi, Osmanlı Devleti kuruluş aşamısında alevi olduğu tezi, tamamen hayali bir yalan ve safsatadır. Zira Türkler 800-950 yılları arasında islamiyeti kabul etmiş ve sonraları islamın Hanefi (Sunni) mezhebini kabul etmişlerdir. Dolayısıyla son zamanlarda Osmanlı Devletinin kuruluş aşamasında alevi olduğu hayali tezi, tamamen bir kandırmaca ve bu günkü islamlaşan Bektaşiligi temize çikarmak için yayılmaktadır. İslamiyeti kabul eden ve benimseyen bir toplumun, yeniden bir alevi beyligini kurması komik bir tartışmadır. Osmanlının aleviligi kullanmak için, bir Bektaşi babasını devletin piri olarak ilan etmesi tartışılabilinir. Bunun ise alevilik açısında fazla bir önemi yoktur. Osmanlının devamı olan Türkiye Cumhuriyeti devleti de bugün aleviligi ve Bektaşiligi ardına kadar kullanmaktadır.
14. yüzyılda kurulan Osmanlı askeri teşkilati içinde önemli bir yer alan Yeniçeriler, Abdal Musa’da olduğu gibi, gazi mentaliteli dervişlerin mistik ruhlarıyla birleştirilmiştir. Maalesef H. Bektaş gibi büyük bir alevi piri, yağmacı ve talancı bir devşirme ordu olan Yeniçerilerin ruhani lideri seçilmiştir. Burada Bektaşilerin sınırsız özgürlügü olduğu anlamını çikarmamak gerekiyor. Zira daha sonraları alevi ve Bektaşiler üzerindeki katliam ve baskılar unutulmamalıdır. Yavuz Sultan ve Balım Sultan döneminde Şii sızmalarına karşi tebdir alınmış ve aşirı gidenler cezalandırılmıştır. Tarihin en büyük katlimları bu dönemde gerçekleştirilmiştir. İşin ilginç yanı da, Yavuz Sultan döneminde başta Dersim olmak üzere, Kürt alevilerine yapılan baskı ve katliamlara karşi Bektaşi tekkesi postnişininde oturan Balım Sultan’ın sesini çikarmadigi gibi, Osmanlı devletine destegini sunmaya devam etmesiydi.
Yavuz Sultan dönemi ile birlikte heterodoks kızılbaş alevilik ağır bir baskı altına alınmıştır. Gerek 1511 yılındaki Şah Kulu isyanında ve gerekse 1514 yılındaki Savefi savaşlarıyla birlikte, büyük katliamlar yapılmıştır. Osmanlı devleti tekkelere resmi bir şekil vermeye başlamıştır. 1826 yılında H. Bektaş tekkesi bir dönem kapalı kalmıştır. Bu dönemde zor durumda kalan Bektaşiler Kürt alevileriyle bir ilişki arayışına girmişlerdir. Bazı Bektaşi pirleri Dersim’e gelerek destek istemişlerdir. Dersim alevi Kürtleri her zaman olduğu gibi, bu dönemde de Bektaşilerin ikili oynamalarından dolayı, kendilerine şüphe ile bakmışlardır.
Dersim Kürt alevileri özgürlügüne düşkün olup, 19. yüzyıla kadar yöresel otonomisini korumayı bilmişlerdir. 1860 yılında son mirleri olan Şah Hüseyinoğlu’nun öldürülüp tasfiye edilmesinden sonra, statülerini 1938 yılına kadar sürdüreceklerdir. Alevi Kürt aşiretlerin korudukları bu topraklarda Seyitler sınırsız bir çalisma imkanı bulmaktaydılar ve dini inançlarını serbestçe yerine getirmekteydiler. Bağımsız hareket eden Seyitler, Bektaşiler aracılığıyla devlet denetimine girmeyi kabul etmemeleri, elbette anlaşilır bir durumdur. Dersimliler tarih boyunca gerek Sunni Osmanlı ve gerekse sahte laik TC devletine şüphe ile yaklaşmışlardır. Dersimli Kürt alevilerinin Bektaşilerle olan en farklı çeliskisi devlet olayına bakış açısıdır. Bektaşilik her zaman devlet denetiminde olan, ve yeri geldiginde ona gönüllü hizmet eden ve egemen devleti bir kurtuluş ve amaç olarak gören bir tarikat haline gelmiştir.
Malatya’daki Ağuçan ocağı işbirlikçi olup, daha evel Bektaşi tekkesiyle ilişki kurduklarını ve sonraları Bektaşi tekkesine bağlandıklarını belirtmiştim. Dersimliler devletle olan ilişkilerinden dolayı, Ağuçanlılarla aralarına mesafe koymaktaydılar. Devlet aynı zamanda Ağuçanlı alevi köylerine cami yaparak, onları islamize etmektedir. 1850 yılında Malatya’nın Şahinoğlu köyüne yapılmak istenen cami, son anda Dersimli bir alevi pirinin araya girmesiyle engel olunmuştur.
Günümüzde Anadolu’da binin üzerinde alevi köyüne cami yapılmıştır. Özellikle 12 Eylül cuntasının iktidara gelmesinden sonra, alevi ve Bektaşiler üzerinde yoğun bir islamlaştırma faaliyetlerine hız verildi. Daha önce kentleşen Bektaşiligin islamlaştırma işlemi bitirilmiştir. Geride kalan Anadolu aleviligi hızla islamlaştırılarak, gerici birer kale durumuna getirilmektedir. Türk milliyetçiligi de körüklenerek alevilikle birlikte bir Türk-İslam cephesi oluşturulmaktadır. 12 Eylül’den önce Türkmen alevi köyleri sol hareketlerin oy deposu ve muhalif sol güçlerin merkezi konumundaydı. Bugün ise aynı alevi köyler giderek milliyetçi bir kisveye bürünerek gericileşmekte ve sağ partilerin oy deposu haline getirilmektedir. Son dönemde yapılan 2-3 seçim sonuçlarına baktığımızda, Anadolu’daki eski alevi köylerinde AKP, MHP ve diger gerici partiler daha fazla oy toplamaktadırlar.
12 Eylül askeri darbesinden sonra, başta Dersim olmak üzere, alevi Kürt bölgelerinde islamlaştırma ve ajanlaştırma politikası tüm hızıyla sürmektedir. Özellikle 1982 yılında Dersim’e atanan emekli general vali Kenan Güven aracılığıyla halka çok baskı yapılmış ve birçok köye cami yapılmıştır. Ayrıca Dersim merkeze cami ve Imam Hatip okulu yapılmıştır. Dersimdeki fakir çocuklar Adapazarı ve Bolu gibi gericiligin kalesi durmundaki şehirlere götürülerek İmam Hatip okullarında yatılı olarak okutulmuş ve kendi şehirlerine Imam olarak atanmışlardır. Bütün bunlara rağmen Dersim Kürt aleviligi direnmesine devam etmekte ve teslim olmamaya çalismaktadir.
Bu yazı toplam 115 defa okundu.