Toplumsal Yüzleşme Sağlanmadan Sivas Katliamı Unutulmayacak
Türkiye toplumunu bütünüyle travmaların ve toplumsal mühendislik projelerinin şekillendirdiği gerçeğini görmeden, Türkiye’ yi anlamak mümkün değildir. Türkiye’ yi sadece ideolojik tanımlarla tarif etmeye çalışmak hep eksik kalmıştır. Çünkü bu ülkenin geçmişi, toplumlar açısından doğal süreçlerin yaşandığı süreçler olmamıştır. Sürekli otoriter yönetimlerin baskısıyla şekillenmiş, ölüm korkusunu iliklerine kadar yaşamış bir toplumdan çok sağlıklı gelişimler beklemek gerçekçi değildir. Bu ülkede demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesindeki sınırlılığı diğer faktörlerle değerlendirirken bu yönünü düşünmüyoruz. Bu ülkede yaşayan Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin veyahut devrimcilerin yaşadıklarını düşünün. Bu insanların ruh halini göz önüne aldığımızda, bu kesimlerin , onlara katliamları ve baskıları dayatanlarla yan yana mutlu olabilmesi mümkünmüdür? İşte bu yüzden bir yüzleşme kaçınılmazdır. Herkesin kendini bu ülkede eşit yurttaş olarak görmesi için sadece yönetenlerin özrü değil, toplumunda bir yüzleşmeye ihtiyacı vardır.
Yüzleşmenin bir adımı Alevi katliamlarıdır.
Coğrafyamızın ötekileştirilen tüm kimlikleri gibi Kızılbaş-Alevilerde tarih boyunca egemenlerin baskı ve katliamlarına maruz kalmışlardır. İnançlarını ret etmeleri ve egemen olan İslam anlayışına tabi olmaları için yaşatılan bu katliamlar tarih boyunca eksilmemiştir. Yaşanılan Alevi katliamlarını egemenlerden bağımsız münferit olarak görmek ya da yaşanılan dönemlerin koşullarının sonucu olarak görmek tarihsel bir hata olur.
Alevi katliamları her dönem egemenlerin bilinçli olarak yürüttükleri bir yok etme stratejisidir. Pir sultandan, Baba İshaklara. Koçgiri, Dersimden, Çorum-Maraşlara ve yakın dönemde yaşanılan Sivas-Gazi katliamları bu zihniyetin tezahüründen başka bir şey değildir. Katliamların yaşandığı dönemdeki özgün koşullar ve hedefleri bir yana bırakırsak katliamların özünde yatan hep “sapkın inanç” olarak görülen Kızılbaş-Aleviliğin yok edilmesidir.
Sivas Katliamının Yaşandığı Süreç;
Sivas katliamını ele alırken belirttiğimiz zihniyeti es geçmeden, o günün koşullarını da dikkate almak gerekiyor. Zira katliamların yaşandığı süreçlerin egemenlerin dönemsel politikaları ile ilişkisi vardır. Katliamları süreçlerden bağımsız ele almak doğru bir tahlil yapmamızı engeller.
12 Eylül faşist darbesi 70’li yılların devrimci dinamiğini yok etmek üzerine kendini kurgulamıştı. Katledilen devrimciler ve sıradan insanlarla beraber, hapishaneler adeta Hitler vahşetini aratmayacak uygulamalarla doluydu. Tüm demokratik kanallar kapatılmış adeta bir korku toplumu yaratılmıştı.
12 Eylül faşist darbesinin arkasından toplum üzerinde sürdürülen baskı politikaları 90’lı yıllarla beraber ise karakter değiştirerek devam ediyordu. Kürt hareketinin darbecilere karşı başlattığı mücadele darbecileri derinden sarsmıştı. Özgürlük mücadelesi dalga dalga ülkenin batısını da etkiliyordu. Darbe ile susturulan ve sindirilen devrimci demokratik hareket üzerindeki ölü toprağını atmaya başlamıştı. 89 öğrenci ve işçi eylemlilikleri toplumda yeniden bir umut doğurmuştu. Toplumda yaşanan kabarış, egemenlerin karışık ve çok yönlü tedbirler almasına itti. Kürtlere karşı topyekûn savaş konsepti olarak adlandırılan bu süreçte birçok özel savaş uygulamaları devreye kondu. Gözaltında kaybetme, yargısız infazlar ve kitlesel katliamlar bu dönemde öne çıkarıldı. Egemenlerin şiddete dayalı politikalarının yanında inceltilmiş siyasette yürütüldü. Kürt hareketinin olası ittifakları kesilmeye çalışıldı ve Kürt özgürlük hareketinin bölgeyle sınırlanarak batıya yansıması önlenmeye çalışıldı.
Aleviler açısından ise ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Öncelikle 12 Eylül’ün Türk-İslam anlayışı ile belirginleşen yeni stratejisi alevileride kapsıyordu.
Aleviliği asimile amaçlı olarak Alevilerin “Öz Türk ve Müslümanlığın Özü “ olduğu tez bu dönemde güçlü olarak geliştirildi.
Öte yandan ise Kürt hareketinin potansiyel ittifakları açısından en yakın olan Alevilerdi. Kürt Alevilerin varlığı ve Kürt hareketi içerisinde yer almaları, yine Alevilerin geçmişinde devrimci mücadele içerisinde yer almaları ve en önemliside alevi felsefesinin ezilen kimliklere ve özgürlük mücadelesine olan uygunluğu bu tespiti yapmamızı sağlıyor. Bu sebeplerden kaynaklı olarak egemenler Alevilerin Kürt hareketi ile buluşmasını önlemek istiyordu. Bunun içinde Aleviler içerisinde devşirdiği kişilikler ve 12 Eylül’ün Türk-İslam anlayışı ile yoğurmaya çalıştığı Aleviliğin önünü açtı. Egemenlerin Aleviliği denetime alma ve Kürt hareketinden uzak tutma çabası ile geliştirdiği politikalar alevi örgütlemelerinin gelişme dinamiğini de açığa çıkarmıştı.
Adım Adım Sivas Katliamı;
Kürt özgürlük hareketinin gelişerek Türkiyeli dinamiklerle buluşması ve gelişme evresinde olması egemenleri korkutmaya yetmişti. Topyekûn savaş konseptinin tüm uygulamalarına ve Kürt bölgelerinde geliştirilen kitlesel katliamlara rağmen özgürleşme mücadelesinin önü alınamamış ve gelişmesi durdurulamamıştır. Bu noktada egemenlerin deneyimli olduğu katliamla, korkutma ve toplumu yıldırma siyaseti gündeme alındı. Bu politika için uygun görülen toplum ise geçmişte olduğu gibi Alevilerdi. Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da ve birçok yerde sınanmış olduğu gibi toplumu Alevilere karşı kışkırtmak kolaydı. Bu yüzden de hedef olarak Aleviler seçildi. Sıra uygun zaman ve yer konusuna gelmişti.
Bu anlamda seçilen Sivas bilinçli bir tercihtir. Maraşlara, Çorumlara baktığımızda bunu daha iyi anlarız. Sivas Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı bir yer olması dışında adeta Kürt bölgesinin sınırıdır. Bu anlamda tampon bir bölge olma özeliği taşır. Bunun içinde devlet Kürt hareketi batıya taşmasının engelleneceği uç olarak görür Sivas’ ı.Daha sonra bazı yayın organlarında yayınlanan haritalarda, derin yerlerde Sivas’ın bir sınır hattı olarak görüldüğüde anlaşılmıştı.
Alevilerin yedi ulusunda olan Pir Sultan Abdal’ı anmak için düzenleneceği ilan edilen Pir Sultan festivalinin katliamın zamanı olarak belirlendiği gerek mahkeme sürecinde gerekse yapılan kimi açıklamalardan anlaşılıyor. Pir Sultan festivali için Sivas’a gideceği açıklanan Aziz Nesin bahane edilerek katliamın fitili çok önceden ateşlenmiş hazırlıklar başlamıştı. Yerel gazete olan Çağrı ve fısıltı gazetesinin yaydığı haberler ile Sivas’taki Sünniler din elden gidiyor telaşına düşürülmüştü. Cuma namazı çıkışı festivalin yapılacağı yere yapılan saldırı üzerine Sivas’a giden aydınlar Madımak otelinde toplanarak gerginliğin geçmesini beklemişlerdi ama katliam planlayıcıları kitleyi Madımak oteli önüne topladılar. Şeriat sloganları atan, kendinden geçmiş güruh cennete gitme hevesi ile oteli taşlamaya ve sonrasında ateşe vermeye başlamışlardı. İçeride kalan aydın, yazar Aleviler ve dostları can havliyle devletten yardım almak için telefonlarla iktidar ortağı olan CHP (SHP) yetkililerine ulaşmaya çalışıyorlardı.
8 saat boyunca alevlerin arasında devleti beklediler ama Kıbrıs’ı 4 saatte almakla övünen ordu- polis kısaca devlet ortalarda yoktu. Saatlerce alevler arasında kalan 33 özge can hayatını kaybetti.
Sivas Katliamının Ortaya Çıkardığı Gerçekler;
Sivas katliamının açığa çıkardığı en çıplak gerçek değişti denilse de devletin ve toplumun Alevilere bakışının değişmediğiydi. Zihniyet halen “sapkın inancı yok etme “mantığıydı.
Ebu Suud efendinin vermiş olduğu fetvalarla Alevilerin katlinin vacip olduğu, malının hak olduğu fetvası yüzyıllar geçse de zihniyet olarak varlığını sürdürüyordu. Katliam sonrasında devlet yetkililerinin “çok şükür otel etrafındaki halkımıza zarar gelmedi”” güvenlik güçleri ile halkı karşı karşıya getirmemeli” sözü aslında devletin Alevi yurttaşlarını kendinden görmediğiydi. Biri dönemin başbakanı Çiller, diğeri cumhurbaşkanı Demirel’in söylediği bu vahim ve unutulmaması gereken sözler bize katliamın ardındaki gerçeği de gösteriyor. Koskoca devlet önceden tezgâhlanan geliyorum diyen katliamı önlemek şöyle dursun insanlar alevler arasında tutuşurken bile kılını kıpırdatmamıştır.
Yargılama sürecide tıpkı katliam süreci gibiydi.190 kişinin gözaltına alındığı katliam davasında 33 kişiye idam cezası verildi. Birkaç kez Yargıtay’da bozulan davalar sonucu netleşen idam kararları idamın kaldırılmasından sonra müebbet hapse çevrildi. Tamamen tiyatro mizansenini andıran, şeriatçı şova dönüşen mahkeme sonucu katliamın asli failleri açığa çıkarılamadı. Siyasi sorumluları yargılanmadı. Bu vahşet yaşanmasına rağmen dönemin hiçbir devlet yetkilisi yargılanmadı, görevinden alınmadı.
Egemenler Sivas katliamında programladığı çıkarlar üzerinden sonuç almaya çalıştı. Toplumsal mühendislik devreye konarak Aleviler sisteme yedeklenme girişimleri hız kazandı. Asli fail olmasına rağmen devlet işin içerisinden sıyrılarak Alevileri katliamların sorumlusu olarak bir avuç şeriatçı tetikçinin olduğuna inandırdı. Oysa tarihi gericiliğin zulüm ve baskılarına karşı mücadeleyle geçmiş olan aleviler, bu katliamların sorumlusunun tetikçiler değil, tetiği çektirenler olduğunu anlaması gerekiyordu.
Sivas katliamının gösterdiği diğer bir gerçekse ise cumhuriyet döneminde yaşanan Alevi katliamlarında iktidarda bulunan CHP zihniyetiydi. Koçgiri’den Gazi katliamına, yaşanan tüm Alevi katliamlarda bu zihniyet iktidar ya da ortağıydı. Alevilerin desteği ile siyasette söz sahibi olanların dönemlerinde yaşanan bu katliamlar tesadüf olamaz. Alevileri sistem içerisinde tutan CHP zihniyeti hiçbir katliamda gerekeni yapmamıştır. CHP’nin bu yaklaşımı oynadığı misyon açısından şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan ise tüm bu katliamlarda sorumluluğu ve payı olan CHP’ye karşı Alevilerin verdiği desteği sürdürmeleridir ”kendi celladına aşık olma” psikolojisinden kurtulmadan, katliamlardan kurtulmak mümkün değildir. Bugün tekrar Alevilere umut olarak sunulan CHP’nin geçmişi ve oynadığı rol iyi anlaşılmalıdır.
Günümüzde Sivas Katliamını Unutmamak;Toplumsal gelişmeler geçmişe takılarak gelişmez; fakat geçmişini unutan toplumların sağlıklı gelecek kurmalarıda mümkün değildir. Bu gerçeklik Aleviler açısından çok daha geçerlidir. Tarihleri inkâr ve imha ile geçmiş bir toplumun geleceğini teminat altına alması ancak katliamların arkasındaki gerçekleri ve zihniyeti anlayabilmesi, tanıması ve gereğini yapabilmesi ile mümkündür. Katliam sonrasında hızlı bir örgütlülüğe kavuşan Aleviler geçmişin gerçekleri ile yüzleşebilmiş değil. Bu tespiti en azından Alevilerin büyük çoğunluğu için ifade edebiliriz. Günümüzde Alevi örgütlerinin katliamın sorumlusu olarak şeriatçı tetikçileri görürken ona tetiği çektiren egemenlerle hesaplaşma aşamasına gelememesi ,katliamların yeterince anlaşılamadığını gösteriyor. Katliamın hedeflediği politik ve toplumsal hedefler maalesef gerçekleşmiş durumda. Aleviler Kürt özgürlük hareketine ve devrimcilere mesafeli dururken sistemin laiklik stepnesi durumuna getirilmiş durumda. Türk-İslam anlayışının dayattığı asimilasyon tehlikesi büyüyerek sürüyor. Buna karşı çıkmak isteyen Demokratik Alevi Hareketi henüz istenilen örgütlülükten uzak durumda. Öyle ki katliam anmalarına katılmayan, katliam sonrası saldırgan güruha zarar gelmediğine sevinen başbakanlara oy isteyenler bugün kendini Alevilerin temsilcisi olarak gösteriyor ve toplumu etkiliyor.
Sivas katliamının 17. yılında katliamları kınamaya ve gerçek sorumlularını açığa çıkarmaya dönük mücadele elbette devam edecek. Bu mücadele Alevilere kefen biçen zihniyetle olduğu kadar Aleviler içerisindeki devşirmelere ve Hızır paşalara karşıda sürecektir. Fakat esas olan bu katliamların son bulması ancak toplumsal yüzleşme ile sağlanabilir, aksi takdirde her yıl alanlara çıkıp sadece tepkimizi koyarız. Bu tepki ise ne katliamın sorumlularını açığa çıkarır nede yeni katliam risklerini ortadan kaldırır. Bu yüzden de toplumsal yüzleşme ve gerçekleri açığa çıkarma mücadelesi Sivas katliamının yıldönümünde daha anlamlıdır. Bunu sağlamak için Demokratik Alevi Hareketi demokratik mücadelede insiyatif almalı ve Aleviler bu sorunu genel demokrasi güçlerinin sorunu haline getirmelidir. Madımakta ateşe semah duranların bizden beklenti ve talepleri budur. Onların mücadelesine, anılarına sahip çıkmanın yegâne yolu da budur.
Bu yazı toplam 221 defa okundu.